Liman, Serbest Bölge ve Lojistik Şirketleri İçin Türkiye-Orta Doğu Hukuki Danışmanlığı

  • Uluslararası Ticaret
  • Liman, Serbest Bölge ve Lojistik Şirketleri İçin Türkiye-Orta Doğu Hukuki Danışmanlığı
Liman, Serbest Bölge ve Lojistik Şirketleri İçin Türkiye-Orta Doğu Hukuki Danışmanlığı

Liman işletmeciliği, serbest bölge faaliyeti ve sınır ötesi lojistik, Türkiye ile Orta Doğu arasındaki ticaretin en işlek kesişim noktalarını oluşturuyor. 17 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7577 sayılı Kanun’la serbest bölgelerde üretim yapan firmaların kazanç istisnası yeniden düzenlenince, bu alanda faaliyet gösteren şirketler için hukuki danışmanlık ihtiyacı artık yalnızca gümrük evrakıyla sınırlı kalmıyor. Sözleşme kurgusu, tahkim stratejisi ve alacak takibi de gündemin merkezine taşınıyor.

Bu üç başlık birbirinden ayrı düşünülemez. Bir serbest bölgede üretilen malın Orta Doğu’ya taşınması, o malın gümrük statüsünü, taşıma sözleşmesini ve uyuşmazlık halinde başvurulacak hukuk yolunu aynı anda ilgilendirir. Aşağıda bu üç katmanın pratikte nerede kesiştiğini ve hangi noktalarda dikkatli olunması gerektiğini ele alıyoruz.

Serbest Bölge ve Liman İşletmeciliğinde Hukuki Çerçeve Neden Önemli?

Türkiye’deki serbest bölgeler, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ve bu kanuna bağlı uygulama yönetmeliği çerçevesinde işliyor. Bu bölgelerde üretim yapan firmaların elde ettiği kazançlara tanınan vergi istisnası, 2026 yılı başından itibaren 7577 sayılı değişiklikle yeniden düzenlendi. Ancak istisnanın kapsamı dikkatle okunmalı, çünkü Türkiye iç piyasasına yapılan satışlardan elde edilen kazançlar bu korumanın dışında kalmaya devam ediyor.

Mersin ya da İzmit serbest bölgesinde üretim yapıp ürününü Irak veya Suudi Arabistan’a sevk eden bir firma düşünelim. Ruhsat tarihinin doğru tespiti, hangi satışların istisna kapsamında sayılacağını doğrudan etkiliyor. Aynı firma, 4458 sayılı Gümrük Kanunu çerçevesinde antrepo ve transit işlemlerini de ayrı bir dikkatle yürütmek zorunda. Liman çıkışındaki gümrük statüsü hatası, sevkiyatı tamamen durdurabiliyor.

Taşıma ve Lojistik Sözleşmelerinde Hangi Riskler Göz Ardı Ediliyor?

Bir lojistik şirketinin İstanbul’dan yüklediği konteyneri Cebel Ali üzerinden aktarmayla Bağdat’a gönderdiğini varsayalım. Bu zincirde konişmento, çarter sözleşmesi ve varsa acente sözleşmesi farklı hukuk rejimlerine tabi olabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun deniz ticaretine ilişkin hükümleri Türkiye bacağını düzenlerken, aktarma limanındaki ya da varış ülkesindeki işlemler o ülkenin kendi mevzuatına bağlı kalıyor.

Sözleşmede Incoterms kuralının hangi versiyonla ve hangi teslim noktasıyla uygulanacağı çoğu zaman yeterince açık yazılmıyor. Teslim noktası, riskin ve maliyetin hangi tarafa geçtiğini belirleyen en kritik ayrıntı. Bu belirsizlik, hasar ya da gecikme yaşandığında tarafların birbirini sorumlu tutmasını zorlaştırıyor.

Sözleşmede Tahkim Şartı mı, Türk Mahkemeleri mi?

Orta Doğulu bir ortakla imzalanan taşıma veya acentelik sözleşmesinde uyuşmazlık çözüm yolu seçimi, görünenden daha fazla ağırlık taşıyor. Türkiye’nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi, yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tanınmasını Türk mahkeme kararlarına kıyasla çoğu zaman daha öngörülebilir hale getiriyor. Buna karşılık bir Türk mahkemesinde alınan kararın Orta Doğu ülkesinde tenfiz edilmesi, o ülkenin Türkiye ile karşılıklılık ilişkisine ve kendi usul hukukuna bağlı kalıyor.

Bu nedenle sadece sözleşmeye bir tahkim şartı eklemek yeterli olmuyor. Tahkimin yeri, uygulanacak kurallar ve hakem sayısı gibi ayrıntılar, kararın sonradan hangi ülkede uygulanabilir olacağını belirliyor. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olduğu uyuşmazlıklarda uygulanıyor, taraflar bu kanunun hükümlerini seçtiğinde de aynı çerçeve geçerli oluyor. Mahkeme yolunun daha uygun olduğu durumlar da var, özellikle taraflardan birinin Türkiye’de yoğun varlığı ve karşılıklı icra kolaylığı söz konusuysa. Liman ve lojistik sözleşmelerinde taraflar genellikle farklı ülkelerde mal varlığına sahip olduğundan, iyi kurgulanmış bir tahkim şartı çoğu zaman daha güvenli bir zemin sunuyor.

Ödeme Gecikmeleri ve Alacak Tahsilinde İzlenecek Yol

Orta Doğu’daki bir distribütörün nakliye veya depolama bedelini zamanında ödemediği durumlarda, alacaklının elindeki belgeler kritik hale geliyor. Konişmento, teslim tutanağı ve fatura kayıtlarının eksiksiz tutulması, sonraki icra veya dava sürecinin hızını doğrudan belirliyor. Borçlu Türkiye’de bir varlığa sahipse, icra ve alacak tahsili yoluna başvurmak genellikle en hızlı seçenek oluyor.

Borçlunun Türkiye’de varlığı yoksa, alacağın icra ve dava süreciyle ilgili ülkede takip edilmesi gerekebiliyor. Bu noktada sözleşmede seçilmiş hukuk ve yetkili mahkeme veya tahkim şartı, alacağın nerede ve nasıl tahsil edilebileceğini doğrudan etkiliyor. Sözleşme imzalanırken bu ayrıntıya gösterilen özen, uyuşmazlık anında geri dönüşü olmayan bir avantaja dönüşebiliyor.

Yerel Hukuk Desteğiyle Koordinasyon Neden Gerekli?

Türkiye’deki bir lojistik veya liman şirketinin Orta Doğu’daki işlemlerini tek başına Türk hukuku bilgisiyle yönetmesi çoğu zaman yetersiz kalıyor. Her ülkenin kendi şirketler, gümrük ve tahkim mevzuatı farklı işliyor; bu nedenle Türkiye’de kurgulanan hukuki yapının, faaliyet gösterilen ülkedeki yerel uzmanlıkla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür bir koordinasyonun pratikte neden yerel hukuk desteğine ihtiyaç duyulduğunu daha ayrıntılı ele alan bir başka değerlendirme de bu konuya giriyor.

Pratikte işe yarayan model, Türkiye tarafındaki ticari sözleşmelerin hazırlanmasıyla hedef ülkedeki yerel danışmanlığın eşzamanlı yürütülmesi. Bu yaklaşımın şirketler için pratikte nasıl bir hukuki çözüm ortaklığına dönüştüğü, sözleşme imzalanmadan önce netleştirilmesi gereken bir konu.

Sonuç: Hangi Adımlar Hangi Sırayla Atılmalı?

Liman, serbest bölge ve lojistik alanında faaliyet gösteren bir şirket için pratik bir yol haritası şöyle kurulabilir.

  • Ruhsat ve gümrük statüsü kontrolü: Serbest bölge ruhsatının kapsamı ve istisnadan hangi satışların yararlanacağı önceden netleştirilmeli.
  • Sözleşme dili ve uygulanacak hukuk: Taşıma, acentelik ve tedarik sözleşmelerinde uygulanacak hukuk ve teslim noktası açıkça yazılmalı.
  • Uyuşmazlık çözüm stratejisi: Tahkim mi mahkeme mi tercih edileceği, kararın nerede uygulanacağı düşünülerek baştan belirlenmeli.
  • Alacak takip mekanizması: Konişmento ve teslim belgeleri eksiksiz saklanmalı, ödeme gecikmesinde izlenecek yol önceden bilinmeli.
  • Yerel koordinasyon: Faaliyet gösterilen Orta Doğu ülkesindeki hukuki süreçler, Türkiye tarafındaki yapıyla birlikte değerlendirilmeli.

Bu beş başlık sözleşme imzalanmadan önce gözden geçirildiğinde, uyuşmazlık çıktığında geriye dönük düzeltilmesi zor olan hataların büyük kısmı önlenebiliyor. Her somut olayın kendi koşulları farklı olduğundan, nihai kararın bireysel değerlendirmeyle verilmesi gerekiyor.

Yasal Uyarı

Her somut olay kendi koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki işlem yapmadan önce bir avukata danışılması önerilir.
Son güncelleme: Ekim 2026

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WhatsaApp Hemen Ara
WhatsaApp Hemen Ara