TÜİK verilerine göre Türkiye’nin Körfez ülkelerine ihracatı son beş yılda yaklaşık 126,7 milyar dolara ulaştı; Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılan ihracat ise bu dönemde yaklaşık üç katına çıktı. Bu büyüme iki yönlü bir hukuki ihtiyacı doğuruyor. Türkiye’de faaliyet gösteren Orta Doğulu şirketler Türk hukukuna uygun hareket etmek zorunda, Orta Doğu’da iş yapan Türk şirketleri ise her ülkenin kendi ticaret ve sözleşme mevzuatına tabi. Doğru yaklaşım, şirket kuruluşundan sözleşmeye, tahsilattan uyuşmazlık çözümüne kadar bu sürecin ticari faaliyetin en başında ve tek bir koordinasyon noktasından kurulmasıdır.
Türkiye’de Faaliyet Gösteren Orta Doğulu Şirketler İçin Hukuki Çerçeve
Katar, Kuveyt, Dubai, Abu Dabi veya Suudi Arabistan merkezli bir şirket Türkiye’de şube açtığında ya da yerel bir ortakla şirket kurduğunda, karşısına çıkan ilk soru ortaklık yapısının doğru kurulup kurulmadığıdır. Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen limited ve anonim şirket modelleri arasındaki seçim, ortaklar arasındaki yetki dağılımını ve ileride çıkabilecek anlaşmazlıkların çözüm yolunu doğrudan etkiler. Örneğin Dubai merkezli bir inşaat malzemeleri tedarikçisinin İstanbul’da kurduğu yerel şirkette, Türk ortağa müdürlük yetkisi verilirken imza sirkülerindeki sınırların net çizilmemesi, iki yıl sonra şirketin banka hesaplarına erişimle ilgili ciddi bir anlaşmazlığa dönüşebilir.
Bu çerçevenin ikinci ayağı, ticari sözleşmelerin Türk hukukuna uygunluğudur. Orta Doğu’dan gelen taraflar çoğu zaman kendi bölgelerinde alışık oldukları sözleşme kalıplarını Türkiye’deki işlemlere birebir taşımak istiyor, ancak teminat, temerrüt ve fesih hükümleri Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde yeniden kurulmadığında sözleşme uygulanabilirliğini kaybedebiliyor. Vergi mükellefiyeti, muhasebe düzeni ve yabancı ortaklı şirketlerde çalışma izni süreçlerinin de şirket kuruluşuyla eş zamanlı planlanması gerekiyor; sonradan çıkan eksiklikler faaliyeti aylarca durdurabiliyor. Şirketler ve ticaret hukuku kapsamındaki bu kontrol noktaları, müdür ve temsilcilerin yetki sınırlarının baştan açık yazılmasıyla büyük ölçüde azaltılabiliyor.
Son olarak, alacak tahsili ve ödeme güvenliği ile ortaklar arası olası uyuşmazlıkların öngörülmesi bu çerçevenin tamamlayıcı parçası. Yabancı ortaklı bir şirkette, hangi ortağın hangi kararlarda imza yetkisi olduğu ve anlaşmazlık halinde izlenecek yol baştan şirket sözleşmesinde tanımlanmazsa, basit bir görüş ayrılığı fiilen şirketi kilitleyebiliyor.
Orta Doğu’da İş Yapan Türk Şirketleri İçin Değişen Hukuki Zemin
Madalyonun diğer yüzünde, Irak, Libya, Mısır, Lübnan veya Körfez ülkelerine açılan Türk şirketleri var. Buradaki temel zorluk, her ülkenin şirketler hukukunun, ticaret mevzuatının, iş ve vergi düzenlemelerinin ve tahsilat süreçlerinin birbirinden kökten farklı işlemesi. Bir ülkede yerel ortak zorunluluğu olmadan şube açılabilirken, başka bir ülkede yerel sermaye ya da lisans şartı aranabiliyor; bu farkların kesin oranını ve süresini her ülke için ancak o ülkedeki yetkili bir hukuk bürosu teyit edebilir.
Diyelim ki Kuveyt’te bir dağıtım ağı kurmak isteyen bir Türk beyaz eşya üreticisi, yerel bir temsilciyle distribütörlük sözleşmesi imzalamak istiyor. Sözleşmenin münhasırlık, fesih bildirim süresi ve tazminat hükümlerinin yerel mevzuata göre mi yoksa Türk hukukuna göre mi düzenleneceği, ileride üretici aleyhine sonuçlanabilecek bir fesih anlaşmazlığının seyrini doğrudan belirliyor. Benzer bir risk, inşaat, lojistik, ihracat ve tedarik sözleşmelerinde de geçerli; özellikle kamu ihalelerine katılan ya da yerel ortakla iş yapan şirketler için yerel mahkeme mi yoksa tahkim mi sorusu sözleşme imzalanmadan önce netleştirilmesi gereken bir konu.
Alacak tahsili bu alanda belki de en çok ihmal edilen başlık. Yurt dışındaki bir alıcıdan ödeme alınamadığında, hangi ülkenin icra mevzuatının uygulanacağı ve o ülkede dava açmanın pratik olarak ne kadar sürdüğü, sözleşme imzalanırken değil genellikle anlaşmazlık ortaya çıktıktan sonra sorgulanıyor. Oysa ticari sözleşmelerin hazırlık aşamasında bu sorunun cevaplanması, tahsil sürecini büyük ölçüde kısaltıyor.

Yerel Hukuk Büroları İle Çözüm Ortaklığı Modeli Nasıl İşler
Buraya kadar anlatılan iki tablo da aynı soruyu doğuruyor: bir şirket hem Türkiye’de hem Orta Doğu’nun birkaç farklı ülkesinde faaliyet gösteriyorsa, her ülkede ayrı ayrı avukat aramak zorunda mı? Pratikte bu, zaman kaybı ve koordinasyon sorunu yaratan bir yük. Uluslararası ticarette yaygın olan çözüm ortaklığı (yerel avukatla koordinasyon) modelinde, şirketin Türkiye’deki hukuki danışmanı ile ilgili ülkedeki yerel hukuk bürosu birlikte çalışır; şirket tek bir muhatapla Türkçe iletişim kurarken, belge akışı, hukuki değerlendirme ve süreç takibi Türkiye’den organize ediliyor.
Bu modelin pratikteki görünümü şöyle: Bağdat’ta bir tedarik sözleşmesi imzalamak isteyen bir Türk şirketi, taslak sözleşmeyi Türkiye’deki hukuki danışmanına iletir; taslak, Irak hukukunu bilen yerel bir hukuk bürosuna aktarılır, yerel hukuka uygunluk kontrolü yapılıyor ve geri dönen değerlendirme Türkçeye çevrilerek şirkete sunuluyor. Şirket, Irak hukukunu bilen bir avukat aramak zorunda kalmadan, yerel mevzuat bilgisiyle Türkçe koordinasyonu bir arada alıyor.
Bu yapı özellikle sözleşme imzalanmadan önceki aşamada değer taşıyor; çünkü bir sözleşme imzalandıktan sonra yerel hukuka aykırı bir hükmün düzeltilmesi, imzadan önce yapılacak küçük bir revizyondan çok daha maliyetli oluyor.
Liman, Serbest Bölge ve Lojistik Şirketleri İçin Sözleşme Güvenliği
Türkiye ile Orta Doğu arasındaki ticaretin önemli bir kısmı doğrudan alım satım değil, re-export, depolama ve dağıtım üzerinden yürüyor. Mersin, İskenderun veya İstanbul çıkışlı bir lojistik şirketi, Avrupa’dan gelen bir malı depoladıktan sonra Mısır’a veya Libya’ya yeniden ihraç ettiğinde, taşıma ve teslim şartları, ödeme ve teminat yapısı, gümrük belgeleri ile depo ve antrepo sözleşmelerinin her biri ayrı bir risk noktası oluşturuyor.
Bu tür sözleşmelerde en kritik madde genellikle gözden kaçan madde: yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk seçimi. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) madde 24 uyarınca taraflar, yabancılık unsuru taşıyan bir sözleşmede uygulanacak hukuku açıkça seçebiliyor; seçim yapılmamışsa sözleşmeyle en sıkı ilişkili ülke hukuku uygulanıyor. Benzer şekilde, taraflar arasında yazılı bir tahkim şartı varsa Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde tahkim yoluna gidilebiliyor ve Türkiye’nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Konvansiyonu sayesinde yabancı bir tahkim kararının Türkiye’de tanınması mümkün oluyor. Bu seçimlerin sözleşme imzalanmadan önce yapılması, bir anlaşmazlık çıktığında aylarca sürebilecek yetki tartışmalarının önüne geçiyor.
Örneğin bir antrepo işletmecisi, depoladığı malın bedelini tahsil edemediğinde, sözleşmede yetkili mahkeme ve uygulanacak hukuk önceden belirlenmişse dava açma süreci günler içinde başlayabiliyor; bu madde boşsa, önce hangi ülke mahkemesinin yetkili olduğu tartışılıyor ve tahsilat aylarca gecikiyor.

Tek Noktadan Hukuki Koordinasyon: Ne Yapılmalı
Bütün bu başlıkların ortak noktası şu: doğru hukuki yapı, ticari faaliyet başladıktan sonra değil, en başında kurulmalı. Türkiye’de faaliyet gösteren bir Orta Doğulu şirket için öncelik, ortaklık yapısının ve yetki sınırlarının net yazılması; Orta Doğu’da iş yapan bir Türk şirketi için öncelik, her ülkenin kendi mevzuatının o ülkede çalışan yerel bir avukatla teyit edilmesi.
Pratik bir sıralama şöyle kurulabilir: önce şirket yapısı ve ortaklık ilişkisi netleştirilir, ardından sözleşmelerde uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme veya tahkim seçimi yapılır, sonra vergi ve çalışma izni gibi idari süreçler kontrol edilir ve son olarak tahsilat ile uyuşmazlık çözüm mekanizması önceden kurgulanır. Bu sıralama tersten işletildiğinde, yani sorun çıktıktan sonra hukuki çerçeve aranmaya başlandığında, çözüm hem daha uzun hem daha maliyetli hale geliyor.
- Şirket kuruluşunda ortaklık yapısı ve müdür/temsilci yetkileri baştan yazılı hale getirilmeli.
- Sözleşmelerde uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme veya tahkim seçimi, imza öncesinde belirlenmeli.
- Her Orta Doğu ülkesi için yerel mevzuat, o ülkenin hukukunu bilen bir yerel avukatla teyit edilmeli.
- Alacak tahsili ve ödeme güvenliği, lojistik ve antrepo sözleşmelerinde ayrı bir madde olarak düzenlenmeli.
Yasal Uyarı







