Türk müteahhitlik ve ticaret şirketlerinin Suudi Arabistan’daki yatırım hacmi, özellikle Vizyon 2030 kapsamındaki dev altyapı ve şehircilik projeleriyle son yıllarda belirgin biçimde büyüdü. Bu büyümeyle birlikte Suudi Arabistan’da 2023 yılında yürürlüğe giren ilk kapsamlı Medeni İşlemler Kanunu, sözleşme ilişkilerinin yorumlanma biçimini de değiştirdi. Kısacası bir Türk şirketi için Suudi Arabistan’da sözleşme güvenliği, artık yalnızca metnin Arapça çevirisinin doğru olmasından ibaret değil; uygulanacak hukuk, uyuşmazlık çözüm yeri ve olası bir kararın Türkiye’de icra edilebilirliği baştan planlanması gereken üç ayrı risk alanı haline geldi.
Neden Suudi Arabistan’da Sözleşme Güvenliği Farklı Bir Değerlendirme Gerektirir
Örneğin bir Türk inşaat taahhüt firmasının, Riyad çevresindeki büyük bir şehircilik projesinde yerel bir ana yükleniciye alt yüklenici olarak girdiğini düşünelim. Firma genellikle imalat programını, ekipman lojistiğini ve işçilik planlamasını titizlikle hazırlar; sözleşmenin hukuki çerçevesini ise “zaten standart bir metin” varsayımıyla ikinci plana atar. Oysa Suudi Arabistan’da ticaret hukuku, kodifiye edilmiş yeni medeni hukuk kuralları ile İslam hukuku ilkelerinin iç içe geçtiği kendine özgü bir sistemde işler.
Bu nedenle Türk sözleşmeler hukukundaki bir kavramın Suudi Arabistan’da otomatik olarak aynı sonucu doğuracağını varsaymak başlı başına bir risktir. Yerel lisans, ortaklık yapısı veya sektöre özel izin şartları zaman içinde değişebildiğinden, güncel kuralların Suudi Arabistan’da yetkili bir hukuk danışmanı veya ilgili resmi kurum nezdinde teyit edilmesi gerekir. Kanaatimizce asıl risk, sözleşme maddelerinin dilinden önce, ilişkinin hangi hukuk düzeni üzerinden kurulacağına dair bu ilk kararın ihmal edilmesidir.
Suudi Arabistan’ın Yeni Medeni İşlemler Kanunu Sözleşmeler İçin Ne Değiştirdi
Suudi Arabistan’da Haziran 2023’te Kraliyet Kararnamesi M/191 ile çıkarılan ve 16 Aralık 2023’te yürürlüğe giren Medeni İşlemler Kanunu, ülkenin sözleşme kurma, ifa ve fesih konularını tek bir kodda topladığı ilk düzenlemedir. Kanun yaklaşık 721 maddeden oluşuyor ve satış, kira, vekalet ile inşaat sözleşmeleri gibi özel sözleşme tiplerini de ayrıca düzenliyor.
Diyelim ki bir Türk makine tedarikçisinin Suudi Arabistan’daki distribütörüyle 2021 yılında imzaladığı bir bayilik sözleşmesi hâlâ yürürlükte. Bu sözleşme yeni kanundan önce imzalanmış olsa da, kanun kural olarak geçmiş tarihli sözleşmelere de uygulanabiliyor; istisna ancak kanunun uygulanmasının önceden oluşmuş bir hak veya zamanaşımı süresiyle çatışması halinde söz konusu olabiliyor. Ayrıca kanunun birinci maddesi, somut bir hükmün bulunmadığı durumlarda hâkimin kanuna ek olarak kodifiye edilmiş fıkhi ilkelere başvuracağını öngörüyor. Bu da İslam hukukunun, yazılı kod genişlese bile nihai referans kaynağı olma özelliğini sürdürdüğü anlamına geliyor.

Hukuk Seçimi ve Tahkim Şartı Sözleşmede Nasıl Kurgulanmalı
Suudi Arabistan’daki bir ana yüklenici veya distribütörle imzalanan sözleşmede uygulanacak hukukun ve uyuşmazlık çözüm yönteminin yazılı olarak belirlenmesi kritik önem taşır. Taraflar bu konuda net bir madde koymazsa, bir anlaşmazlık çıktığında hangi mahkeme veya hangi tahkim merkezinin yetkili olacağı başlı başına bir tartışma konusuna dönüşebilir.
Burada gözden kaçan bir avantaj var. Suudi Arabistan, Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin New York Sözleşmesi’ne 1994 yılında yalnızca karşılıklılık (mütekabiliyet) çekincesiyle katılmıştır; yani sözleşmeye taraf diğer ülkelerde verilen kararları tanımaktadır. Türkiye ise aynı sözleşmeye 3731 sayılı Kanun ile 1991 yılında taraf olmuş ve 1992’den itibaren uygulamaya başlamıştır. Her iki ülkenin de aynı sözleşmeye taraf olması, doğru kurgulanmış bir tahkim şartının hakem kararının karşı tarafta tanınmasını önemli ölçüde kolaylaştırdığı anlamına gelir.
Buna karşın bazı meslektaşlar, Suudi taraf kabul etmediği sürece yabancı bir tahkim merkezinde tahkim şartının sözleşmeye konulmasının gereksiz bir direniş yaratacağını düşünüp bu maddeden vazgeçebiliyor. Ancak hukuki muhakeme açısından doğru yaklaşım bunun tersidir. Tahkim yerinin ve kurumun baştan netleştirilmesi, ileride doğacak bir uyuşmazlıkta tarafların hangi forumda karşılaşacağını öngörülebilir kılar ve bu öngörülebilirlik sözleşmenin diğer tüm maddelerinden daha fazla koruma sağlar. Ticari sözleşmelerin hazırlık aşamasında bu maddenin atlanması, sonradan telafisi en zor eksikliklerden biridir. Konuyla ilgili ticari sözleşmeler alanındaki genel çerçeve de bu noktayı destekler.
Suudi Arabistan’da Alınan Bir Kararın Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi
Bir Türk şirketi, Suudi Arabistan’daki bir hakem kararı veya mahkeme kararı sonucunda alacaklı duruma gelmiş olabilir. Asıl soru, bu kararın Suudi taraftaki borçlunun Türkiye’deki varlıklarına karşı nasıl kullanılacağıdır. Burada devreye, yabancı mahkeme kararları bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50 ila 59. maddeleri, yabancı hakem kararları bakımından ise öncelikle New York Sözleşmesi hükümleri ile MÖHUK’un 60 ila 63. maddeleri girer.
Bu maddeler tanıma ile tenfiz arasında bir ayrım yapar. Tanıma, yabancı kararın Türkiye’de kesin delil niteliği kazanmasını sağlarken, tenfiz kararın Türkiye’de icra edilebilir hale gelmesini sağlar. Tenfiz için ayrıca karşılıklılık şartının varlığı aranır. Örneğin Suudi Arabistan’daki bir inşaat alt yüklenicilik uyuşmazlığında alınan hakem kararını elinde tutan bir Türk şirketi, bu kararı borçlunun Türkiye’deki banka hesabı veya taşınmazına karşı kullanmak isterse, öncelikle yetkili asliye hukuk mahkemesinde bir tenfiz davası açmak zorundadır. Bu süreç hiç başlatılmadan doğrudan icra takibine geçilmesi mümkün değildir. Bu konudaki genel süreç şirket alacaklarının tahsili başlığında da ele alınmıştı. İlgili uyuşmazlık süreçlerinde şirketler ve ticaret hukuku alanındaki genel çerçeve de yol gösterici olabilir.

Sözleşme İmzalanmadan Önce İzlenmesi Gereken Pratik Adımlar
Suudi Arabistan’da faaliyete geçmeyi planlayan bir Türk şirketi için önerilen sıra şu şekildedir. Önce faaliyet alanının yerel mevzuat çerçevesinde hangi yapılanma biçimlerine açık olduğu güncel kaynaktan teyit edilir, ardından sözleşmede uygulanacak hukuk ve tahkim şartı yazılı olarak netleştirilir, son olarak olası bir kararın Türkiye’de tenfizine ilişkin karşılıklılık değerlendirmesi baştan yapılır.
Bu adımların sırayla ve sözleşme imzalanmadan önce tamamlanması, sonradan ortaya çıkan uyuşmazlıkların büyük kısmını baştan önler. Aşağıdaki noktalar bu süreçte özellikle gözden kaçırılmamalıdır.
- Sözleşmenin tabi olacağı hukukun ve yeni Medeni İşlemler Kanunu’nun ilgili sözleşme tipine etkisinin güncel kaynaktan teyit edilmesi
- Uyuşmazlık çözüm yeri ve tahkim kurumunun sözleşmede açık ve yazılı olarak belirlenmesi
- Olası bir hakem veya mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi için karşılıklılık şartının göz önünde bulundurulması
- Sözleşmenin imza, temsil yetkisi ve onay usullerinin yerel mevzuata göre ayrıca kontrol edilmesi
- Proje süresince sözleşme ilişkisinin düzenli hukuki takip altında tutulması
Bu noktaların her biri, sözleşme imzalanmadan önce netleştirilmediğinde geriye dönük telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Her somut proje ve sözleşme ilişkisinin kendi koşulları içinde, bireysel bir hukuki değerlendirmeyle ele alınması bu nedenle önem taşır.
Yasal Uyarı







