Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 14,3 milyar doları aştı ve Irak, Türkiye’nin dış ticarette beşinci büyük ortağı haline geldi. Hükümet yetkilileri bu hacmi orta vadede 30 milyar dolara taşımayı hedeflediğini açıklarken, 2026’nın ilk beş ayında ikili ticaret yaklaşık 3,7 milyar dolar seviyesinde seyretti. Irak’ta mal veya hizmet satan bir Türk şirketi için bu büyüme, aynı zamanda tahsil edilemeyen alacak ve takip edilmeyen sözleşme riskinin de büyüdüğü anlamına geliyor.
Bazı illerin Irak’a ihracatında aynı dönemde belirgin gerilemeler görüldü, bu da pazarın potansiyeli kadar dalgalanmaya da açık olduğunu gösteriyor. Hacim büyüdükçe tek bir ödenmemiş faturanın şirket nakit akışına etkisi de büyüyor. Bu yazı, Irak ile iş yapan Türk şirketlerinin sözleşme aşamasından alacak takibine kadar hangi noktalara dikkat etmesi gerektiğini ele alıyor.
Irak Pazarındaki Büyüme Neden Hukuki Risk de Taşıyor
Diyelim ki Gaziantep merkezli bir inşaat malzemeleri üreticisi, Erbil’deki bir yükleniciye altı aylık vadeli teslimat yapıyor. İlk üç parti sorunsuz ödeniyor, dördüncü partide alıcı “proje finansmanında gecikme” gerekçesiyle ödemeyi erteliyor. Bu senaryo, Irak’taki Türk tedarikçilerin en sık karşılaştığı durumlardan biri. Sorun genelde malın kalitesinde değil, alacağın hangi hukuk düzeninde ve hangi mekanizmayla takip edileceğinin baştan netleştirilmemiş olmasında ortaya çıkıyor.
Irak’taki ticari ortam, güvenlik ve finansman koşullarındaki dalgalanmalar nedeniyle öngörülebilirliği düşük bir pazar olarak değerlendiriliyor. Bu da sözleşmenin yazılış biçiminin, salt fiyat ve teslim şartlarının ötesinde, bir risk yönetim aracı olarak kurgulanmasını gerektiriyor.
Sözleşme Aşamasında Gözden Kaçırılan Üç Nokta
Uygulamada çok sayıda uyuşmazlık, sözleşme imzalanırken atlanan birkaç maddeden kaynaklanıyor. Üç unsur özellikle belirleyici:
- Uygulanacak hukuk ve uyuşmazlık çözüm yeri: Tarafların sözleşmeye hangi ülke hukukunun uygulanacağını ve uyuşmazlık çıkması halinde nereye başvurulacağını (yerel mahkeme mi, tahkim mi) açıkça yazması gerekir.
- Ödeme güvencesi: Özellikle ilk işlemlerde gayrikabili rücu akreditif veya peşin ödeme garantisi gibi bir bankacılık enstrümanının sözleşmeye dahil edilmesi, temerrüt riskini önemli ölçüde azaltır.
- Kademeli teslimat ve ödeme: Tüm bedelin tek seferde değil, teslimat aşamalarına bağlı dilimler halinde tahsil edilmesi, olası bir gecikmede maruz kalınan toplam riski sınırlar.
Örneğin bir mobilya ihracatçısının sözleşmesinde uyuşmazlık çözüm yeri belirtilmemişse, ödeme yapılmadığında hangi ülkede, hangi mercide dava açılacağı tartışmalı hale gelir. Bu belirsizlik, alacağın tahsil süresini aylarca uzatabilir.

Ödeme Gecikmesi Başladığında Atılması Gereken İlk Adımlar
Bir yüklenicinin ödeme takvimini iki hafta aşması, henüz dava aşaması anlamına gelmez. Bu noktada yazılı ihtar ve belgelendirme kritik önem taşır. Gecikmenin gerekçesi, yeni ödeme planı önerisi ve varsa gecikme faizi talebinin yazılı olarak kayıt altına alınması, ileride açılacak bir icra veya tahkim sürecinde en önemli delil setini oluşturur.
Pratikte şirketler çoğu zaman gecikmeyi “iyi niyetle” sözlü olarak yönetmeye çalışıyor ve aylar sonra elinde yazılı hiçbir kayıt kalmadan alacağını takip etmek zorunda kalıyor. Sözleşme takibi, temerrüt başladığı andan itibaren sistematik bir dosyalama sürecine dönüşmeli, sadece ödeme geciktiğinde hatırlanan bir formalite olmamalı.
Yabancı Hakem Kararı Türkiye’de Nasıl Bir Güvence Sağlar
Irak, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin New York Konvansiyonu’na taraf oldu ve konvansiyon Irak için 9 Şubat 2022 itibarıyla yürürlüğe girdi. Bu, Irak taraflı sözleşmelerde tahkim şartının artık tamamen etkisiz bir kağıt üzerinde kalmadığı anlamına geliyor.
Ancak Irak bu katılıma üç çekince koydu. Konvansiyon, yürürlük tarihinden önceki kararlara uygulanmıyor, başka bir devlette verilen kararların tanınması karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına bağlanmış durumda ve yalnızca Irak hukukuna göre ticari sayılan uyuşmazlıklarla sınırlı tutulmuş. Tahkimin pratikte sağladığı güvenceyi güçlendiren, Irak’ın Konvansiyon’a katılımının kendisi; bu çekinceler ise Konvansiyon’un kapsamını daraltarak tenfiz imkânını sınırlıyor ve tahkimi mutlak bir garanti olmaktan çıkarıyor.
Türkiye tarafında ise yabancı mahkeme ve hakem kararlarının tanınması ve tenfizi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun çerçevesinde değerlendiriliyor; ayrıca iki ülke arasında adli işbirliğine ilişkin bir anlaşma da bulunuyor. Türkiye’de mal varlığı olan bir Irak muhatabına karşı alınan bir hakem kararının Türk mahkemelerinde tenfizi, bu çerçevede mümkün. Asıl soru, muhatabın hangi ülkede tahsil edilebilir varlığı olduğu.

Sadece Tahkim Yeterli mi? Yerel Süreç ve Yerel Ortaklık Sorusu
Burada yaygın bir varsayımı sorgulamak gerekiyor. Birçok şirket, sözleşmeye bir tahkim şartı koymanın tek başına yeterli bir güvence olduğunu düşünüyor. Oysa muhatabın tüm varlığı Irak sınırları içindeyse, Türkiye’de veya üçüncü bir ülkede alınacak bir hakem kararının icrası, yine Irak’taki yerel icra mekanizmasına bağımlı kalır.
Bu nedenle tahkim şartı ile yerel sürecin birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak kurgulanması daha isabetli bir yaklaşım. Uygulamada bazı şirketler bunu, ilgili ülkede faaliyet gösteren bir yerel hukuk bürosuyla sürekli bilgi alışverişine dayalı bir çözüm ortaklığı modeliyle yönetiyor; bu modelin işleyişi daha önce hukuki çözüm ortaklığı başlığıyla ele alınmıştı. Yerel ortaklığa neden ihtiyaç duyulduğu ise yerel hukuk desteği yazısında ayrıntılı işlenmişti.
Karşı görüş olarak, küçük hacimli ve tekrarlayan işlemlerde her sözleşme için ayrı bir yerel danışmanlık maliyetinin orantısız olduğu savunulabilir. Bu itiraz haklı bir yanı barındırsa da, alacağın büyüklüğü ile hukuki güvence maliyeti arasındaki dengeyi önceden belirlemek, sorunu sözleşme imzalandıktan sonra değil, önce çözüme kavuşturur.
Pratikte Ne Yapılmalı
Irak’taki ticari ilişkilerde alacak güvenliği, tek bir önlemden değil birkaç adımın birlikte uygulanmasından doğuyor. Öncelik sırası şöyle kurulabilir:
- Sözleşmeye uygulanacak hukuk ve uyuşmazlık çözüm yerini (tahkim veya mahkeme) açıkça yazmak
- Yüksek hacimli işlemlerde ödemeyi bankacılık enstrümanıyla güvence altına almak
- Gecikme başladığı andan itibaren yazışmaları ve ihtarları sistematik kayıt altına almak
- Muhatabın varlıklarının bulunduğu ülkeyi dikkate alarak icra stratejisini baştan kurgulamak
Bu adımların her biri, sözleşmelerin hazırlanması ve denetimi aşamasında ele alınabilecek konular. Ticari sözleşmelerin hazırlanması sürecinde bu başlıkların önceden planlanması, sonradan alacak tahsili süreçlerine başvurma ihtimalini azaltır; başvurulması gerektiğinde ise sürecin daha öngörülebilir ilerlemesini sağlar. Genel icra ve dava sürecinin yabancı yatırımcı açısından nasıl işlediği, daha önce bu başlık altında ayrıntılı anlatılmıştı.
Yasal Uyarı







