Uluslararası ticarette yalnızca kendi ülkesindeki hukuk danışmanıyla ilerleyen bir şirket, Türkiye’deki işlemlerde ciddi bir boşlukla karşılaşır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 44/B maddesi, yabancı hukuk ortaklıklarının Türkiye’de yalnızca kendi ülke hukukları ve milletlerarası hukuk alanında, mütekabiliyet esasına göre danışmanlık verebileceğini düzenler. Türk hukukunda dava takibi, icra işlemi ve resmi başvurular ise sadece Türkiye’de yetkili bir avukat eliyle yürütülebilir. Bu sınır, güvenli bir uluslararası ticaret için iki ayrı hukuk danışmanının koordineli çalıştığı bir model kurmayı neredeyse zorunlu kılar.
Neden Tek Bir Hukuk Danışmanı Sınırlı Kalır
Yurt dışındaki hukuk danışmanı, kendi ülkesinin mevzuatını ve sözleşmeyi bu çerçevede değerlendirebilir ama Türkiye’de açılacak bir davada, icra takibinde veya resmi başvuruda temsil yetkisine sahip değildir. Bu durum ihmal değil, doğrudan 1136 sayılı Kanun’un çizdiği sınırdır. Şirketler genellikle bu sınırı sözleşme imzalanana kadar fark etmez, sorun bir uyuşmazlık çıktığında ortaya çıkar.
Örneğin, Orta Doğu’da inşaat malzemesi ihraç eden bir Türk şirketinin yurt dışındaki ortağıyla imzaladığı sözleşme, yalnızca o ülkenin avukatı tarafından incelendiğinde Türkiye’de açılacak bir icra takibinde yeterli dayanak oluşturmayabilir. Sözleşmenin Türk hukuku açısından da gözden geçirilmiş olması, alacağın tahsil edilebilirliğini doğrudan etkiler. Bu noktada ticari sözleşmeler hukuku kapsamındaki bir inceleme, riski erken aşamada görünür kılar.

Koordinasyon Modelinin Temel Yapısı
Koordinasyon modeli, şirketin esas ilişkisini yürüten ana hukuk danışmanı ile Türkiye’de resmi işlemleri takip edecek yerel avukatın belirli bir iş bölümü içinde birlikte çalışmasına dayanır. Ana danışman ticari ilişkinin genel çerçevesini, riskleri ve ticari niyeti bilir. Yerel avukat ise bu niyetin Türk hukukunda hangi işlemle karşılığını bulacağını belirler.
Örneğin, bir yatırım projesinde ana hukuk danışmanı sözleşme müzakeresini yönetirken, Türkiye’de şirket tescili ve ilgili resmi işlemleri yürütecek yerel avukat süreç başında devreye girer. İki taraf, hangi belgenin kimin tarafından hazırlanacağını ve hangi aşamada diğerine aktarılacağını önceden netleştirir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde yürütülen tescil ve temsil işlemlerinde bu netlik, sürecin gecikmesini önler. Bu tür bir iş birliği, genel anlamda hukuki çözüm ortaklığı kavramının pratikteki karşılığıdır.
Modelin işlemesi için bir hiyerarşiden çok net bir rol ayrımı gerekir. Yerel avukat, ana danışmanın stratejik kararlarını değiştirmez, o kararın Türkiye’de hangi yasal çerçeveye oturacağını gösterir.
Hangi İşlemlerde Yerel Avukat Devreye Girer
Dava açma, icra takibi başlatma, tapu işlemleri, şirket tescili ve resmi kurumlara yapılan başvurular, Türkiye’de yalnızca yetkili bir avukat veya resmi temsilci eliyle yürütülebilen işlemlerdir. Bu liste sözleşme müzakeresi veya ticari strateji gibi konuları kapsamaz, onlar ana danışmanın alanında kalabilir.
Örneğin, yabancı ortaklı bir şirketin Türkiye’deki temsilcisi için alınacak ikamet izni başvurusu 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çerçevesinde, çalışma izni başvurusu ise 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu çerçevesinde yürütülür ve bu süreci Türkiye’de yetkili bir kişi takip eder. Aynı şekilde, yurt dışındaki alıcıdan tahsil edilemeyen bir bedel için Türkiye’de başlatılacak icra takibi de yerel avukatın alanıdır. İlgili kanun metnine şirketin hangi işlemde hangi süreci izleyeceğini netleştirmek için başvurulabilir.
Şirketler arası pay devri, ortaklık yapısı değişiklikleri ve tapu devri gibi işlemler de aynı mantıkla değerlendirilir. Bu alandaki hukuki çerçeve, şirketler ve ticaret hukuku kapsamında ele alınır.

Bilgi Akışı ve Yetkilendirme Nasıl Kurulur
İki hukuk danışmanı arasındaki koordinasyonun en sık tıkandığı nokta, vekaletname ve belge onayı sürecidir. Yurt dışında düzenlenen bir vekaletnamenin Türkiye’de geçerli sayılması için apostil veya konsolosluk onayı gibi bir şekil şartını taşıması gerekir.
Örneğin, bir vekaletname yurt dışında düzenlendiğinde apostil ya da konsolosluk onayı eksikse, Türkiye’deki tapu müdürlüğü veya mahkeme işlemi tamamlanamadan durma noktasına gelebilir. Bu tür bir gecikme, genellikle hukuki bir hatadan değil, belge akışının önceden planlanmamasından kaynaklanır. Ana danışman ile yerel avukatın, hangi belgenin ne zaman ve hangi şekil şartıyla hazırlanacağını işin başında netleştirmesi bu riski önler.
Yetkilendirme kapsamının da açık olması gerekir. Yerel avukata verilen vekaletin, yalnızca belirli bir işlemi mi yoksa ilişkinin tamamını mı kapsadığı, taraflar arasında yazılı olarak belirlenmelidir.
Modelin Sık Karşılaşılan Zayıf Noktaları
Koordinasyon modelinin en sık bozulduğu nokta, düzenli iletişimin kurulmamasıdır. İki danışman yalnızca bir sorun ortaya çıktığında birbiriyle temasa geçtiğinde, süre kaçırma veya hatalı belge hazırlama riski artar.
Örneğin, iki hukuk danışmanı arasındaki yazışmalar yalnızca düzensiz aralıklarla ve tek bir kanaldan yürütüldüğünde, bir itiraz veya başvuru süresinin kaçırılması olasılığı yükselir. Bu tür süreler Türk hukukunda genellikle kısa ve kesindir, telafisi de her zaman mümkün olmaz.
İkinci zayıf nokta, dil ve terminoloji farkıdır. Ana danışmanın kendi hukuk sisteminde kullandığı bir terim, Türk hukukunda farklı bir kurumu karşılayabilir. Bu fark fark edilmeden sözleşmeye aktarıldığında, iki tarafın beklentisi birbirinden uzaklaşır. sözleşmelerin hazırlanması ve denetimi aşamasında bu farkların erken yakalanması, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları azaltır.
Sonuç: Koordinasyon Modelini Kurarken İzlenecek Sıra
Uluslararası ticarette güvenli bir hukuki yapı kurmak isteyen bir şirketin izleyebileceği sıra şu şekilde özetlenebilir.
- Önce hangi işlemlerin Türk hukukunda yerel avukat gerektirdiği netleştirilir (dava, icra, tapu, tescil, izin başvuruları).
- Ana danışman ile yerel avukat arasında yazılı bir iş bölümü ve iletişim kanalı belirlenir.
- Vekaletname ve belge onayı süreçleri, işlem başlamadan önce şekil şartlarına uygun şekilde planlanır.
- Sözleşmedeki terimler, iki hukuk sistemi arasındaki farklar gözetilerek karşılıklı olarak gözden geçirilir.
Bu sıra izlendiğinde, tek bir hukuk bürosunun yetersiz kaldığı noktalar işlem başlamadan önce görünür hâle gelir ve şirket, süreç ortasında beklenmedik bir tıkanıklıkla karşılaşmaz. Bu alanda düzenli hukuki danışmanlık yapısının önceden kurulması, koordinasyon modelini tek seferlik bir çözümden sürekli işleyen bir mekanizmaya dönüştürür.
Yasal Uyarı







