İHKİB’in güncel ülke bilgi notuna göre Türkiye’den Libya’ya ihracat 2024 yılında yaklaşık 2,8 milyar dolara ulaştı ve iki ülke 2026 itibarıyla ikili ticaret hacmini 5 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Bu büyüme, Libya’da faaliyet gösteren Türk şirketlerinin karşılaşabileceği hukuki sorunların da büyüdüğü anlamına geliyor. En sık görülen başlıklar sözleşmenin tabi olduğu hukuk ve yargı yeri, yerel ortak zorunluluğu, döviz transferi engelleri ve siyasi belirsizliğin sözleşmelere etkisidir.
Bu yazı, Libya’nın kendine özgü mevzuatının madde numaralarını vermek yerine Türk şirketlerinin tekrar eden risk kalıplarını ve bu risklere karşı hangi sözleşmesel önlemlerin alınabileceğini ele alıyor. Libya mevzuatına ilişkin her somut oran, süre veya lisans şartı, o ülkedeki yerel çözüm ortağı ile ayrıca teyit edilmelidir.
Siyasi İstikrarsızlığın Sözleşmelere Etkisi
Trablus merkezli bir altyapı projesi üstlenen bir Türk inşaat firması düşünelim. Sözleşmeyi imzaladığı kurumun yetkisi, ülkede zaman zaman birden fazla hükümetin varlığını sürdürdüğü dönemlerde sonradan tartışma konusu olabiliyor. 2014-2021 arasında ülkede iki ayrı hükümetin paralel şekilde faaliyet göstermesi, bu dönemde imzalanan bazı sözleşmelerin hangi makam tarafından onaylandığına bağlı olarak geçerliliğinin sorgulanmasına yol açtı.
2021’de kurulan Ulusal Birlik Hükümeti ile siyasi tablo kısmen netleşse de bölgesel güç dengeleri hâlâ değişken kalmaya devam ediyor. Bu nedenle sözleşmeye konulacak mücbir sebep ve askıya alma maddeleri, karşı tarafın yetkisini kaybetmesi ya da temsil yetkisinin değişmesi ihtimalini de kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

Yerel Ortak ve Lisans Zorunluluğu
Libya’ya ürün ihraç etmek isteyen bir Türk tekstil şirketinin önüne genellikle aynı engel çıkıyor. Doğrudan satış yapamıyor, ülke içinde bir yerel ortak veya acente ile çalışmak zorunda kalıyor. Libya mevzuatı birçok sektörde yabancı şirketlerin ülke içinde faaliyet gösterebilmesini yerel bir tarafla ortaklık ya da temsilcilik kurmaya bağlıyor.
Bu zorunluluğun kapsamı, oranı ve istisnaları sektöre ve güncel düzenlemeye göre değişebiliyor. Somut oran ve şart bilgisi, Libya’daki yerel çözüm ortağı bir hukuk bürosundan teyit edilmeden sözleşmeye yazılmamalı. Acentelik sözleşmesinin fesih, komisyon ve münhasırlık hükümleri de Türk hukukundaki benzer sözleşmelerden farklı sonuçlar doğurabiliyor; bu yüzden ticari sözleşmeler hukuku çerçevesinde önceden incelenmesi önem taşıyor.
Döviz Transferi ve Ödeme Riskleri
Bir mühendislik şirketinin tamamladığı iş karşılığında kestiği faturanın bedeli, Libya’daki bankacılık sisteminin parçalı yapısı nedeniyle Türkiye’ye aylarca ulaşmayabiliyor. Merkez bankası otoritesinin fiilen bölünmüş olduğu dönemlerde yaşanan döviz transferi tıkanıklıkları, tamamlanmış bir işin bedelinin tahsilini güçleştirebiliyor.
Bu riski azaltmak için sözleşmede ödeme vadesi, para birimi ve transfer yolunun açıkça tanımlanması gerekiyor. Ödemenin bir kısmının üçüncü ülke bankası üzerinden ya da teminat mektubuyla güvence altına alınması, pratikte en sık başvurulan korunma yöntemleri arasında yer alıyor.
Uyuşmazlık Çözümünde Yargı Yolu ve Tahkim Seçimi
Bir enerji ekipmanı tedarikçisinin Libyalı bir kamu kurumuyla imzaladığı tedarik sözleşmesinde yargı yeri belirtilmediğini düşünelim. Ödeme yapılmadığında şirket, hangi ülkede ve hangi mercide dava açacağını baştan bilemediği için süreci aylarca tartışmak zorunda kalır.
Türkiye ile Libya arasında 2009 yılında imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, iki ülke yatırımcılarına belirli güvenceler sunuyor. Ancak bu anlaşmanın varlığı, somut bir uyuşmazlıkta davanın nerede görüleceği sorusunu kendiliğinden çözmüyor. Sözleşmeye mümkün olduğunca uluslararası tahkim (ICC veya ICSID gibi kurumsal merkezler) şartı eklenmesi, taraflar arasında daha öngörülebilir bir çözüm yolu sağlıyor.

Yarım Kalan Projelerde Alacak ve Teminat Mektubu Sorunları
2011’de durdurulan bir konut projesinin yüklenicisi olan İstanbul merkezli bir inşaat firmasını örnek alalım. O dönemde verdiği teminat mektubunun muhatap bankaca hâlâ çözülmediğini, dolayısıyla aynı tutarın yıllarca bilançosunda donuk kaldığını bildiriyor. Bu durum, 2011 sonrasında durdurulan projelerin ortak sonucu.
Son dönemde bazı projelerin yeniden başlatılma girişimleri gündeme gelse de eski alacakların tahsili için izlenecek hukuki yol her proje için ayrı değerlendirilmeli. Bu konuda hem Türk hukukundaki icra imkânları hem Libya’daki yerel usul birlikte incelenmeli; Orta Doğu’da faaliyet gösteren şirketlerin genel olarak yerel hukuk desteğine neden ihtiyaç duyduğu da bu noktada netleşiyor.
Güvenlik Riskinin İş Gücü ve Lojistiğe Etkisi
Bir şantiye müdürünün personelini bölgedeki güvenlik durumuna göre günlük olarak yeniden değerlendirmesi, Libya’da çalışan Türk şirketleri için alışılmış bir rutin hâline geldi. Personel sigortası, tahliye planı ve iş sözleşmesindeki güvenlik kaynaklı fesih hükümleri, salt bir insan kaynakları konusu değil aynı zamanda hukuki bir koruma aracı.
Lojistik tarafında da liman ve gümrük işlemlerindeki öngörülemezlik, teslimat takvimlerini sözleşmede belirtilenden farklı bir riskle karşı karşıya bırakabiliyor. Bu nedenle teslimat gecikmesine bağlı cezai şart hükümlerinin, güvenlik kaynaklı gecikmeleri de kapsayacak şekilde yazılması öneriliyor; sözleşme ve ticaret ilişkilerinin düzenli takibi için ise şirketler ve ticaret hukuku alanında süreklilik arz eden bir yapı kurulması tavsiye edilir.
Sık Sorulan Sorular
Libya’da iş yapan bir Türk şirketi hangi hukuku seçmelidir?
Taraflar sözleşmede serbestçe hukuk seçimi yapabilir ancak seçilen hukukun uygulanabilirliği ve kararın tenfiz edilebilirliği de ayrıca değerlendirilmelidir. Genellikle üçüncü bir hukuk ile uluslararası tahkim şartının birlikte kurgulanması tercih edilir.
Libya’da yerel ortak olmadan şirket kurulabilir mi?
Sektöre göre değişmekle birlikte çoğu faaliyet alanında yerel bir ortak veya temsilci şartı aranıyor. Güncel oran ve istisnaların yerel mevzuattan teyit edilmesi gerekiyor.
Yarım kalan bir Libya projesindeki alacak zamanla kaybedilir mi?
Alacağın kaybedilmesi otomatik değildir ancak sürecin uzaması delil ve belge kaybı riskini artırır. Teminat mektubu ve proje dosyasının düzenli olarak güncellenmesi önemlidir.
Libya’daki uyuşmazlıklarda tahkim kararı Türkiye’de uygulanabilir mi?
Türkiye’de yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun çerçevesinde değerlendiriliyor. Muhatabın Türkiye’de tahsil edilebilir bir varlığı olması bu süreci büyük ölçüde kolaylaştırıyor.
Pratik Öneriler: Ne Yapılmalı
Libya’da faaliyet gösteren veya göstermeyi planlayan bir Türk şirketi için aşağıdaki adımlar riskleri yönetilebilir hale getirebilir.
- Sözleşmeye uygulanacak hukuk, yargı yeri ve mümkünse uluslararası tahkim şartı açıkça yazılmalı.
- Ödeme güvencesi (akreditif, teminat mektubu, kademeli ödeme) baştan kurgulanmalı.
- Yerel ortak/acentelik zorunluluğu ve kapsamı, sözleşme imzalanmadan önce yerel kaynaktan teyit edilmeli.
- Siyasi ve güvenlik riskine karşı mücbir sebep ve tahliye hükümleri sözleşmeye detaylı yazılmalı.
- Yarım kalan projelerdeki alacak ve teminat mektuplarının durumu düzenli olarak takip edilmeli, belge kaybı önlenmeli.
Yasal Uyarı







